Çalışmak Yetmez: Görünmeyen Emek ve Görünen Algı

Çok Çalışanlar Neden Görünmez, Az Çalışanlar Neden Parlar?

Ofiste herkesin bildiği ama kimsenin açık açık konuşmadığı bir gerçek vardır:
Terfi alanlar her zaman en çok çalışanlar değildir.

Bazıları vardır, sessizce üretir. Sistemleri ayakta tutar, sorunları kimse fark etmeden çözer, işlerin “sorunsuz” ilerlemesini sağlar. Bazıları da vardır, yaptığı işi görünür kılar; bazen gerçekten değerlidir, bazen ise sadece iyi anlatılmıştır.

Sorun çalışmakta değil.
Sorun, çalışmanın nasıl algılandığında.


Sessizce Üretenler: “Ben İşimi Yapıyorum” Diyenler

Bu gruptaki insanlar genelde işini sahiplenir.
Görev tanımıyla yetinmez, bir adım fazlasını yapar ama bunu dile getirmeyi sevmez. Onların cümleleri genelde şunlardır:

  • “Zaten işimdi”
  • “Bunu söylemeye gerek yok”
  • “Abartmak istemedim”
  • “Sonuç ortada”

Ne yazık ki çoğu zaman sonuç ortada değildir — en azından karar vericiler için. Sessiz çalışanlar şuna inanır:

İyi iş mutlaka fark edilir.

Ama kurumsal hayatta iyi iş, fark edilmek için yardıma ihtiyaç duyar. İşini anlatmayan çalışan, zamanla şunları yaşamaya başlar:

  • Emeğinin değersizleştiğini hissetmek
  • Daha az sorumluluk verilmesi
  • Terfilerde adının geçmemesi
  • “Demek ki sorun bende” düşüncesi

Oysa sorun çoğu zaman kişinin yetkinliğinde değil, ifade biçimindedir.


Az Çalışıp Çok Çalışıyor Gibi Görünenler: Algıyı Yönetenler

Bir de algıyı iyi yönetenler vardır. Bu kişiler:

  • Küçük işleri büyük başlıklarla sunar
  • Yaptığı her işi görünür kılar
  • Toplantılarda sözü almayı bilir
  • “Ben buradayım” mesajını sürekli verir

Bazen gerçekten iyi işler yaparlar. Bazen ise yaptıkları iş, yarattıkları algının gerisinde kalır.

Burada önemli bir ayrım var:
Bu insanlar her zaman kötü niyetli değildir.
Sadece sistemin şunu ödüllendirdiğini çözmüşlerdir:

Görünürlük, sessizlikten daha hızlı yükselir.


Yönetim Nerede Yanılıyor?

Bu dengesizlik sadece çalışanların sorunu değildir. Yönetim tarafında da kritik bir kör nokta vardır. Yöneticiler çoğu zaman:

  • En çok konuşanı en çok üreten sanar
  • Kriz çıkmayınca her şey yolunda zanneder
  • Sessiz çalışanı “sorunsuz” olarak etiketler

Oysa “sorunsuz” olmak çoğu zaman:

  • Fazladan yük almak
  • Sorunu büyümeden çözmek
  • Başkasının hatasını toparlamak demektir

Sessizce yapılan bu işler ölçülmezse, zamanla şu olur:

  • Gerçek yükü taşıyanlar tükenir
  • Algı yönetenler yükselir
  • Kurum hafızası zayıflar

Kendini Pazarlamak mı, Kendini İfade Etmek mi?

Burada kritik bir yanlış anlaşılma var. Sessiz çalışanlar genelde şunu düşünür:

“Ben kendimi pazarlayamam.”

Ama mesele pazarlama değildir. Mesele ifade etmektir.

  • Yaptığını söylemek övünmek değildir
  • Sonucu anlatmak kendini parlatmak değildir
  • Katkını görünür kılmak bencillik değildir

Aslında bu, işin bir parçasıdır.


Sessiz Üretenler İçin Küçük Ama Etkili Adımlar

  • Yaptığın işi çıktı ve etkiyle anlat
  • “Ben yaptım” demekten kaçma
  • Düzenli kısa bilgilendirmeler yap
  • Sorunu değil, çözdüğün değeri vurgula
  • Toplantılarda en az bir cümleyle katkını belirt

Unutma:

Kimse senin zihninin içini göremez.


Yöneticiler İçin Bir Not

Eğer bir ekip yönetiyorsanız:

  • En sessiz çalışanlarınızı özellikle dinleyin
  • İşler sorunsuz gidiyorsa “neden?” diye sorun
  • Görünürlük ile katkıyı ayırın
  • Alkış sesi az olan emeği ölçmeye çalışın

Çünkü çoğu zaman:

En kritik işleri, en az konuşanlar yapar.


Çalışmak Yetmez, Anlatabilmek de Gerekir

Bu yazı ne sessiz çalışanları suçlar ne de görünür olanları yargılar. Gerçek şu:

  • Çalışmak değerlidir
  • Ama çalışmayı doğru ifade etmek de bir beceridir

Kurumsal hayatta kalıcı başarı, üretmek + görünür kılmak dengesinde gizlidir. Sessizce üretenler konuşmayı öğrendiğinde, kurumlar da gerçek gücünü fark etmeye başlar.



Leave a comment